Davutoğlu: Devleti yönetenler kriz anında vatandaşını yalnız bırakmışsa, o yönetici kadronun meşrutiyeti artık geçersiz demektir

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “Nasıl bir devlet aklı ve devlet kurumsallaşması ki bir afet yaşanmış deprem bölgesinde, hemen arkasından sel afeti Şanlıurfa’da ve Cumhurbaşkanı’nın dünya lideri ilan edildiği bir yerde devlet sele sürüklenip giden vatandaşlarını seyretmek durumunda kaldı. İçler acısı bir tablo… Sürüklenen kim, sürüklenen bu iktidarın acziyeti, yanlışları… Sorumlusu kim bunların? Bunun sorumlusu Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’dir. Devleti yönetenler kriz anında vatandaşını yalnız bırakmış onlarla helalleşmemişse onlara taziye dilememişse o yönetici kadronun meşrutiyeti artık geçersiz demektir” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, bugün partisinin genel merkezinde 32. İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Davutoğlu, deprem bölgesindeki vatandaşların mağdur edildiğini dile getirerek iktidarı eleştirdi. İl başkanlarına deprem bölgesine her türlü desteği vermeleri talimatı veren Davutoğlu, şunları söyledi:

“Gelecek Partisi olarak da depremde büyük zaiyat verdik. Bu afetlerin büyüklüğü kadar vatandaşlarımızın yüreğini daraltan bir başka vakayla karşı karşıya kaldık: ‘Devlet nerede’ sorusu son yıllarda ilk kez arşı alaya yükseldi. Bu tür krizlerde dayanacağınız iki şey vardır birisi millet vicdanı, birisi devlet aklı. Depremin ilk günlerinden itibaren Türkiye’nin her yerinden gelenler vardı. Ama millet vicdanını yaralayanlar da oldu. Yönetenlerin özellikle son günlerde vicdanımızda derin yaralar açan Bahçeli’nin milleti azarlamasından tutun kendisine talepte bulunan bir depremzedeye sırtını dönen bakandan, ‘hiçbir zayiat yok’ dedikten sonra en yakın sokağı Adıyaman’ı göremeyen validen bürokratlara, çadır satan Kızılay Başkanı’na kadar milletin vicdanında derin yaralar açan manzaralara şahit olduk.

“Sürüklenenler vatandaşlarımız değil bu iktidarın acziyetleri, yanlışları”

Bu iktidar sahibi kendi güçleri kalıcı milletin vicdanını geçici zannederler. Ama o tablolar milletin hafızasına yerleşti. Devleti yönetenler kriz anında vatandaşını yalnız bırakmış onlarla helalleşmemişse onlara taziye dilememişse o yönetici kadronun meşrutiyeti artık geçersiz demektir. Bu tür kriz durumlarında devlet görevleri esnasında onlarca kriz yönetiminde bulundum. Bir hafta içinde denizaşırı Libya’dan 25 bin kişiyi tahliye ettik. Bir tek vatandaşımızın burnu kanamadan. Kendi vilayetine Kahramanmaraş’a uzanamayan, Hatay’ı günlerce sahipsiz bırakan, Adıyaman’a nerdeyse haberini alamayan bir devlet anlayışı… Nereden nereye geldiğimizin tablosu bu. Kimse asla dini değerlerimizi istismar ederek ‘bu bir kaderdir’ diyemez. Japon için kader olmayan niçin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için kader olsun. Nasıl bir devlet aklı ve devlet kurumsallaşması ki bir afet yaşanmış deprem bölgesinde hemen arkasından sel afeti Şanlıurfa’da ve Cumhurbaşkanı’nın dünya lideri ilan edilen bir yerde devlet sele sürüklenip giden vatandaşlarını seyretmek zorunda kaldı. İçler acısı bir tablo. Şanlıurfa kadim medeniyetin en güzel şehri. Eğer siz o Şanlıurfa’nın zeminine uygun bir yapılaşma yapmazsanız karşılaştığımız tablo bu. Arabaların, insanların sürüklenip selde gittiği… Sürüklenenler vatandaşlarımız değil bu iktidarın acziyetleri, yanlışları.

“Toprakla savaşan kaybeder”

“Bunun adı cinayettir”

AFAD’ın Adıyaman’da iki yıllık binası çökmüş. 11 yıl önce çürük olduğu söyleyen İskenderun Devlet Hastanesi çökmüş. Kim verecek bunların hesabını çünkü kolay ranta alıştılar. Az demir kullanacaksın, üstüne çok kat çıkacaksın, gerektiğinde kolonları keseceksin, denetim olmayacak. Bunun adı cinayettir. Depremin ilk günlerinde Sare Hanım’ın çalıştığı hastane sapasağlam, çevresindeki bütün binalar yıkılmış. Mozaik Hastanesi, tebrik ediyorum Vahap Bey’i. Demişler, ‘çok masraf yapıyorsun’, bu hastane yapılırken ama şimdi bütün o bölgenin sığınağı halinde o hastane. Demek ki bir binaya özen gösterilirse, toprak aynı toprak, zemin aynı zemin, ama bir bina ayakta diğerleri değilse, diğerlerinde bir eksik var demektir. İşte buna kader denmez. Deveni sağlam kazığa bağlamadıkça, onu da kontrol etmedikçe, kaybedersen deveyi, yanacak olan sensin. Burada canlarımızı kaybettik.

“Ranta karşı toprakla barışı savunduğumuz için bu mücadeleyi verdik ve dışlandık”

Kimse bu aziz vatanın toprağı üzerindeki emsal değişiklikleriyle servet biriktiremez’ demiştik. O zaman Sayın Erdoğan dönüp, ‘İlçe başkanı bile bulamazsınız Ahmet Bey yapmayın böyle’ demişti. Buldular ve şimdi tutukladılar. Nurdağı İlçe Belediye Başkanı’nı Nurdağı’nın müteahhitlerini. Bu sadece kamuflaj sadece bir kişi sorumlu değil. Biz bugünler görülmesin diye yerel ve ulusal imar baronlarına savaş ilan ettiğimiz için ranta karşı toprakla barışı savunduğumuz için bu mücadeleyi verdik ve dışlandık.

“Bunlar var ya bunlar, ahlak istismarcıları”

Ahlakla barışık siyaset, her şeyin temelinde bu var. Eğer siyaset denilen nesne, siyaset denilen iş, hiçbir ahlaki değerde bağımlı görünmezse oradan hayır gelmez. ‘Medeniyetimiz’ diye diye her gün hamasi nutuk atanlar biraz okusunlar Kınalızade’nin Ahlak-ı Alai’sini. Koçi Bey Risalesi’ni okusunlar. Ahmet Cevdet Paşa’yı okusunlar. Bir devlet neden çöker, Nizamülmülk’ü okusunlar. Bunlar bu klasik eserlerden bir tek sayfa dahi okumamışladır. Çoğu ellerine yazılı metinlerden promterlardan ‘medeniyet, medeniyet’ diye medeniyet kavramımızın tümünü tüketenler. Gençlerin milli ve manevi değerlere güvenini sarsanlar… Bunlar var ya bunlar, ahlak istismarcıları. Milli ve manevi değer istismarcıları. Sorumlusu kim bunların. Bunun sorumlusu Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’dir. Bir tek kişinin talimatı olmadan hiçbir kurumun harekete geçemediği yukarıdan talimat gelmeden harekete geçemeyen azarlanırım korkusuyla valilerin tir tir titrediği, kurum başkanlarının felç olduğu bir sistemdir birinci sorumlusu. Kişi olarak sorumlusu derseniz, Sayın Erdoğan’dır Sayın Bahçeli’dir, Cumhur İttifakı’nın gizli kapaklı ortaklarıdır bu sistemi bizim milletimizin başımıza bela edenler.  Herkesten hesap soran Sayın Erdoğan, kendisinden makam sahibi olması hasebiyle hesap soranlara hemen dava açıyor. Çok güzel bir tweet görmüştüm. ‘Her şey benden sorulur diyen bilsin ki bir gün her şey gerçekten ondan sorulur’. Ve sorulacak arkadaşlar.” (ANKA) 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir