Merkel yeniden devrede: Konu mülteciler değil

Uğurcan Yardımoğlu

Zengin doğalgaz kaynaklarının bulunması sonrası Doğu Akdeniz, 2000’li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu.Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’in Batı sınırlarında yaşanan ikili gerginlik de çok taraflı bir boyuta ulaştı. Yunanistan, Türkiye ve kıyıdaş ülkeler haricinde ABD, Fransa ve Almanya ile Avrupa Birliği (AB) ve NATO gibi uluslararası kuruluşlar da devrede.

Yunan basını eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’in AB ve Türkiye arasında arabulucu rol için uluslararası siyaset sahnesine dönüş yapacağını, bu diplomatik girişimin Yunanistan’ı da doğrudan ilgilendirdiğini yazdı.

Merkel’in uluslararası meselelerde uzun yıllara dayanan tecrübesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la iyi ilişkilerinden dolayı bu göreve uygun bulunduğu ifadelerine yer verildi.

Haberlere göre Doğu Akdeniz bölgesinde yeni tespit edilen yataklardaki doğalgazın Batı’ya aktarılabilmesi için Türkiye’nin izni gerekiyor. Türkiye tarafından tanınmayan Güney Kıbrıs yönetiminin de yeni kaynaklara yakın olduğu tespit edildi.

Türkiye’nin son birkaç senedir Doğu Akdeniz’de uyguladığı politikanın temelinde, “bölgedeki enerji oyununda dışlanamayacağı”, “Türkiyesiz projelerin işlemeyeceği” düşüncesi yer alıyor.

MAVİ VATAN’DA NE OLMUŞTU

Türkiye’nin Mavi Vatan olarak adlandırdığı denizlerdeki egemenlik hakları geçtiğimiz yıllarda Yunan tezleri ve onları destekleyen Batılı güçlere karşı savunulmuştu.

Yunanistan’ın Girit, Kerpe, Kos ve Meis adalarını öne sürerek ilan ettiği kıta sahanlığını tanımayan Türkiye, bu adaların karasularının bittiği noktadan itibaren başlayarak çizdiği bir haritayla Doğu Akdeniz’deki Batı sınırını ve genel konumlanışını Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla dünyaya ilan etti.

Türkiye, Oruç Reis ve diğer sismik araştırma gemilerini bölgeye göndererek hidrokarbon arama çalışmalarına hız verdi.

Yunanistan’ın aksine 1982 tarihli BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesini tanımayan Türkiye, kıta sahanlığı ile ilgili tezlerini hakkaniyet ve adaların coğrafi konumu ilkesi üzerine inşa etti.

Türkiye ana kıtasına sadece 2 kilometre, Yunanistan ana karasına 580 kilometre mesafede olan, 10 kilometre kare yüzölçümlü Meis adasını gündeme taşıyan Ankara, Atina’nın bu adanın kıta sahanlığını kullanarak Doğu Akdeniz’de 40,000 kilometrekarelik ekstra deniz suyu elde etmeye çalışmasını örnek olarak gösteriyor.

Bölgeye farklı dönemlerde hem sivil araştırma hem de savaş gemileri gönderen Türkiye, enerji kaynaklarının sorunsuz ve istikrarlı bir şekilde çıkarılıp pazarlanması için hem Türkiye ile Yunanistan hem de tüm kıyıdaş ülkeleri içerecek şekilde bir müzakere masası kurulması çağrısı yapıyor.

Yunanistan ise AB’ye Türkiye’ye müdahale etme çağrıları yapmıştı. Yunanistan’ın stratejisi, maksimalist iddialarını Batılı güçlerin desteğiyle elde etmek.

FRANSA GÜÇ ELDE ETMEYE ÇALIŞTI, ALMANYA DİYALOG ARADI

Fransa Doğu Akdeniz krizinde Yunanistan’a ABD ile birlikte açıkça destek olmuştu. Ancak Almanya, diplomasi yürütmeyi tercih etmişti. Dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel Türkiye ve Yunanistan arasında diyalog kurulmasına yönelik çalışmalar yürütmüştü. Alman sermayesiyle Türkiye’nin sıkı ilişkileri Alman devletini krizi tırmandırmaktan çok diplomasi aramaya yöneltmişti. Görünen o ki tekrar Almanya bu olayda da aynı işlevi üstlenecek

Yunan basınının AB’nin Türkiye’nin iznini isteyeceğini iddia etmesi ise Batı’nın Türkiye’ye yönelik çizgisinde ‘tavizkar’ bir değişiklik anlamına geliyor. Bunun nedeni ise AB’nin Türkiye’yle ‘mülteci anlaşması’nın bozulmasını istemiyor oluşu. Türkiye, mültecileri AB’nin sınırlarından uzak tuttuğu için Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin suyuna gidiliyor olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x